Kapadokya, görkemli doğası dışında; adeta onu yaratan kültürlerin heykelsi bir kopyası gibidir. Doğayı algılayış tarzı, onu kullanma biçiminin en belirleyici etkeni olmuş; bu coğrafyaya da hep kutsal, estetik, masalsı değerler biçilip işlenmiştir. 60 milyon yıl önce volkanlardan püsküren lavların zaman içinde oluşturduğu kül tabakası katmanlarının yağmur ve rüzgârın aşındırmasıyla yarattığı doğa harikalarına, halkımızın 'peri bacası' ismin vermesi de böyle bir masal algısının ürünü olmalıdır. Bu zenginlik, dünyada da benzer bir algılamaya neden olmuş; 1985 yılında kültürel ve doğal koruma alanı ve insanoğlunun ortak mirası olarak 'UNESCO Dünya Mirasları' listesine alınmıştır.
Pers dilinde 'Güzel Atlar Ülkesi' anlamına geldiği söylenen Kapadokya'daki insan yerleşimi paleolitik döneme kadar uzanır. Yazılı bölge tarihi Hititlerle başlar. Asur ve Frigya etkileri sonrası: Pers işgali, Büyük İskender'in Persleri yenmesi ve Roma Dönemi ile devam eder. Hıristiyanlık için önce bir eğitim ve düşünce merkezi, sonra bir sığınma merkezi olmuştur. Selçuklu ve Osmanlı hâkimiyetinin ardından, her dönemden artı bir iz ile doğa ve kültür laboratuarı olarak günümüze ulaşmayı başarmış ve zamanımızda da Cumhuriyet Dönemi izlerine mekân olmuştur.
Tarihte ticaret kolonilerinin uğrak yerlerinden olan Kapadokya, 'İpek Yolu'nun da önemli kavşaklarından biridir. Bu özelliğiyle de kültürler arasında ticari ve sosyal anlamda bir köprü olma görevi üstlenmiştir. Günümüzde ise, Kapadokya, geçmişte sahip olduğu bu ticari, sosyal ve kültürel köprü olma görevini, farklı birçok tematik turizm rotalarının kesişme noktası olarak farklı kültürden ve coğrafyadan gelen insanları kendine has doğal ve kültürel peyzajı üzerinde buluşturarak değişik bir boyutta sürdürmektedir.
İnanç turizmi açısından önemli değerleri olan bölgede 1000'den fazla tarihi kilise bulunduğu söylenmektedir. Bunlar, mimari yapısı ve sanatsal düzenlemeleri, ikonografik özellikleriyle Hıristiyanlık tarihi açısından önemli noktalardır. Yapımı ilk olarak Hititlere kadar uzanan mimari ve doğal harikalar olan yeraltı şehirleri, Bizans Dönemi Hıristiyanları için Arap ve Sasani akınlarından gizlenilecek yerleşimler olmuştur. Kapadokya, Hacı Bektaş Veli gibi önemli İslam âlimlerine de ev sahipliği yapmıştır.
İnanç turizmi dışında, zaman içinde farklı kültürlerin kayalar üzerine bıraktıkları, yaşam şekillerini yansıtan diğer izler vardır. Mimari şaheserler,taş işçilikleri, kentsel ve arkeolojik sit alanlarıyla, tarihin izini sürmek isteyenlerin... Doğa sporları tutkunlarının, bilimsel ve sanatsal çalışmalar yapanların, seramik işçiliği, şarapçılığı, bez bebekleri, festivalleri ve yöresel yemekleriyle ünlü halk kültürünü görmek isteyenlerin... Balon seyahati ile eşsiz bir manzara üzerinde gezinmek, termal kaynaklardan faydalanmak, butik otellerde kongrelere katılmak için gelen yerli-yabancı turistlerin yolları hep Kapadokya'da kesişir.
Eşsiz kültürel ve doğal değerleriyle yadsınamayacak sayıda turist çeken bölgenin, sahip olduğu potansiyeller düşünüldüğünde yine de turizm sektöründe hak ettiği yeri alamadığı söylenmelidir. Böyle eşsiz bir mirasın doğru bir turizm planlaması ile ziyaretçi sayısının olması gereken değerlere, çok daha yukarılara çekilebileceği bir gerçektir. Devlet bazında ve yerel düzeyde aktif katılımların olduğu; alanın sahip olduğu tüm kültürel ve doğal değerlerin sürdürülebilir koruma anlayışı ile turizm amaçlı değerlendirilmesini hedefleyen düzgün ve yönetimsel sorunları olmayan bir planlama ile bölgenin yeniden ele alınması gerekmektedir.