 |
Ekonomist Dr. Can Fuat Gürlesel: Türkiye'deki ekonomik büyümeyi iç ve dış dinamikler belirliyor.
Ekonomist Dr. Can Fuat Gürlesel, Türkiye'nin orta ve uzun vadede belirlenen bir büyüme stratejisinin olmadığını, yapılacak öncelikli işin yönetilebilir bir büyüme planının ortaya konulması gerektiğini bildirdi.
As Haber Ajansı'nın (asha), Dr. Güresel'in teksatir.com.tr 'de yayımlanan yazısına dayandırdığı haber analize göre, ülkenin ekonomik açıdan önemli bir büyüme potansiyeline sahip olmasına karşılık var olan potansiyel yeterince kullanılamadı. 2001 yılındaki ekonomik krizden sonra eldeki kaynakların devre alındığını ancak orta ve uzun vadeli bir büyüme stratejisi olmadığından çalışmaların yetersiz kaldığı bildirilen yorumda, hedeflerin tahminden öteye gidemeyeceği belirtildi.
Yönetilebilir ve hızlı bir büyüme gerekli
Ekonomide yaşanan dalgalanmaların Türkiye'deki büyümenin yönetilebilir olmadığını gösterdiği ifade edilen yorumda, büyümenin iç ve dış talep gibi harcama yönüyle sanayi, tarım ve hizmetler gibi gelir yönüne ilişkin kapsamlı ve açık politikalar uygulanmadığı için yönetilemeyen iç ve dış dinamikler ile şekillendiği kaydedildi. asha'nın haberine göre. Türkiye'nin hızlı, yönetilebilir ve sürdürülebilir büyüme noktasında dış kaynağa bağımlı olduğu belirtilen yorumda içerideki tasarrufların yeterli olmadığı, dış kaynağın sınırlı kalması sebebiyle büyümenin de Türkiye'nin potansiyeline göre sınırlı gelişme gösterdiğine değinildi.
Büyümede hedefsizlik var
Türkiye'nin mevcut ekonomi politikaları ve büyüme stratejisindeki hedefsizlikler sebebiyle büyümede istihdam oluşturma kabiliyetini giderek kaybettiği ve ithalata dayalı bir büyümenin öngörüldüğünün dile getirildiği yorumda şu ifadeler kullanıldı: "Büyüme stratejisi eksik olduğundan büyümenin yaratacağı istihdam kapasitesi de çok net öngörülememektedir. Demografik gelişmeler ve göç baskısı ile artan istihdam ihtiyacını karşılamaktan uzak bir büyüme ortaya konmaktadır. Ekonomik büyüme için Türkiye giderek daha çok ithalat yapar hale gelmektedir. Yatırım malı ve enerjide dışa bağımlılık kısa vadede çözülemeyecektir. Bu nedenle büyüme hızlandıkça yatırım malı ve enerji ithalatı da artmaktadır. Ancak esas sıkıntı yaratan ara malı ithalatındaki artıştır. Daha yüksek büyüme için daha çok ithalat yapılmakta, bunun sonucu olarak da daha hızlı büyümeye rağmen yurt içinde yeterli katma değer olıışturulamamaktadır." Diğer yandan Merkez Bankası'nın (MB) dün açıkladığı yılın üçüncü raporuna tepkiler gelmeye devam ediyor. Tekstil Menkul Değerler yayınladığı piyasa analizinde, MB raporundan çıkan mesajın kamuoyunu inandırıcılıktan uzak hedeflere yöneldiği ve geç kalınmış revizyonlarla kredibilite erozyonunun hızlandırılmasına sebep* olunduğu ileri sürüldü, asha'nın haberine göre Analizde, "Gıda ve petrol fiyatlarındaki artışlar nedeniyle Merkez Bankası enflasyon tahminlerini güncelledi. Merkez Bankası daha önce yüzde 9.3 olarak açıkladığı 2008 yılı enflasyon tahminini yüzde 10.6'a yükseltti. Böylece Merkez Bankası'nın enflasyon tahmini de çift haneye taşıdı. 2009 yılı sonunda enflasyonun yijzde 5.9 ile yüzde 9.3 arasında, 2010 yılı sonunda ise yüzde 4 ile yüzde 7.8 arasında gerçekleşeceği tahmin ediliyor" ifadelerine yer verildi.
Büyüme sanayi temelli bir stratejide olmalı
SANAYİNİN özellikle ihracata dayalı büyüme göstermesinin ekonomik büyümeyi hızlandırdığı, ancak büyüme hızlandıkça sanayinin de sıkıntılarının arttığına dikkat çekilen yorumda, ekonomilerin büyüme motorunun sanayi olduğu, sanayi için uygun yatırım, üretim ve rekabet koşullarının ortaya konulamaması sebebiyle sanayinin güç kaybettiği, sağlanan büyümeden istenilen katma değer oluşturulamadığı kaydedildi. Türkiye'nin yönetilebilir bir büyüme stratejisinin acilen belirlenip uygulamaya geçilmesi istenilen yorumun sonunda, "Büyüme stratejisi kendi iç tasarruflarına (iç kaynaklar) bağlı, ihracat odaklı, istihdam yaratan, oluşturulan katma değeri içeride tutan, yeni destekler ile rekabet gücü arttırılmış sanayi temelli bir strateji olmalıdır" değerlendirmesi yapıldı.
Büyümedeki sorunlar
TÜRKİYE ekonomik büyümesine tam anlamı ile hâkim değil. Büyümenin iç ve dış talep gibi harcama yönü ile sanayi, tarım ve hizmetler gibi gelir yönüne ilişkin kapsamlı ve açık politikalar uygulanmadığı için büyüme yönetilemeyen içsel ve dışsal dinamikler ile şekilleniyor. Büyüme stratejisi gerekli şekilde yapılanamadığından istihdam konusunda sıkıntılar yaşanıyor. Büyüme hızlandıkça yatırım malı ve enerji ithalatı artıyor, ülke büyümeden yeterince faydalanamıyor.
Neler yapılmalı?
TÜRKİYE yönetilebilir bir büyüme stratejisi belirlemeli ve uygulamalı. Büyüme stratejisi kendi iç tasarruflarına (iç kaynaklar) bağlı, İhracat odaklı, istihdam yaratan, oluşturulan katma değeri içeride tutan, yeni destekler He rekabet gücü arttırılmış sanayi temelli bir strateji olmalı. Tekstil-Menkul Kıymetler.Merkez Bankası ileriki döneme yönelik revizyonlarla kredibilite erozyonunun hızlanmasına sebep oluyor
|
 |
Başbakan yalan söylemeyeceğine göre onu kim yanılttı?
Başbakan geçen hafta Ankara Sanayi Odası' nda bir "ekonomi mükkemmel şovu" yaptı. Yüzlerce sanayicinin önünde bazı rakamlar vererek, ekonominin nasıl iyiye gittiğini anlattı.
Verdiği rakamlardan biri de otomobil satışıyla ilgiliydi. Aynen şunlan söyledi: "2008 yılının ilk çeyreğinde satılan otomobil sayısı ne biliyor musunuz? Hani deniyor ya 'kriz mriz', ne krizi yahu. 164 bin otomobil satıldı ilk çeyrekte. Rakam ortada. Halep oradaysa, arşın ASO'nun şu meclisinde."
Ne yazık ki "arşın" o gün doğruyu göstermedi ya da gösteremedi! Çünkü Başbakan'ı dinleyen sanayiciler arasında bulunan otomobil üreticileri korkularından ağızlarını bile açmadı, açamadı.
İşin doğrusunu dün önce www.teksatir.com.tr adlı internet sitesi yazdı, sonra da Deniz Baykal dile getirdi: Türkiye'de bu yılın ilk 3 ayında satılan otomobil sayısı 164 bin falan değil, sadece 73 bin 505 ti. 164 bin 019 adetlik otomobil satışı ise, ilk 6 aya aitti! *
Başbakan'in "rakamları bile bile çarpıtacağına", yani "yalan söyleyeceğine" inanmak istemiyorum! Umarım bu bilgi, konuşma metinlerini hazırlayan danışmanlarının özensizliğinden kaynaklanıyordur...
Ama öyleyse bile... Başbakan'in toplumun önüne çıkıp özür dilemesi, bu vahim hatayı düzeltmesi gerekmiyor mu?
Başbakanlar yalan da söylememeli; yanlış da yapmamalı... Bizim Başbakan in hali ise ortada... Durmadan konuşuyor; konuştukça batıyor! Allah yardımcımız olsun!
ÇUKURAMBAR
Ağızlarını her açtıklarında ."demokrasi"'den ve "şeffaflıktan bahseden Cumhurbaşkanı ile Başbakan, geçtiğimiz pazar gecesi, Cumhurbaşkanı 'nın eniştesinin Ankara'nın Çukurambar semtindeki evinde 5 saatlik "gizli" bir görüşme yapmış...
Başbakan bu görüşmeye plakası değiştirilen bir araçla "gizlice" gitmiş... Gecenin 1.46'sında plakası aynı ama başka marka bir arabayla "gizlice" evine dönmüş! Sorarım size: Şeffaf demokrasilerde, "tarafsız" ve "partiler üstü" olması gereken Cumhurbaşkanı böyle bir buluşmaya "Evet" diyebilir mi? Dikkat edin; benim derdim "şekil'le... Acaba her konuda "şeffaflık"tan yana olan AKP sevdalısı AB yöneticileri, bu "şekilsizlik" hakkında ne düşünüyor?
GÜNÜN SORUSU
"Tarafsız Cumhurbaşkanı", Başbakan'la gizlice buluşmuş... AKP'nin kapatılması durumunda yeni başbakanın kim olacağını mı konuştular? Eğer bu doğruysa, Cumhurbaşkanı'nın tarafsızlığı yara almış olmuyor mu?
KEY rezaleti: Alacağını takip etmeyen devlet, çalışanı dövdü!
Devletin 13 yıldır gaspettiği Konut Edindirme Yardımı (KEY) kesintileri, nihayet hak sahiplerine ödenmeye başlandı.
Ama dağ fare doğurdu! Çünkü önce anaparaların nemalandınlması katakulliye getirilerek, en az 3 bin 500 YTL alması gereken kişilere bin 400 YTL verilmesi kararlaştaıldı. Sonra da işverenlerin 1987-1995 yıllan arasında, çalışanların maaşlarından tıkır tıkır kesip, devlete ödedikleri paralar "yok" sayıldı.
Böylece bankalara en az bin YTL almak umuduyla koşan milyonlarca insan, hesaplarına sadece 200-300 YTL yatırıldığını görünce büyük bir şok yaşadı. Kısacası; "Öceki hükümetlerin ödemediği parayı biz ödüyoruz" diye böbürlenen hükümet, işi oldu bittiye getirdi. Ülkedeki "borsazedelere", "bankerzedelere", "bankazedelere" dünden itibaren milyonlarca "KEYZEDE"yi ekledi.
İşin ilginci, bunların kolayca itiraz edip, haklarını arayacaklan bir makam bile göstermedi...
Çünkü bu insanlar nereye başvursalar, başka bir kuruma yönlendirilmeye başlandı. .
KEY ödemeleri bu hükümetin başansı değil, tam tersine bugüne kadar yazdığı en büyük haksızlık manzumesidir.
Çalışanlarından kestiği paralan kendisine ödemeyen işverenlerden zamanında hesap sormayan, alacağını takip etmeyen devlet; bugün o hak sahiplerini cezalandınyor.
Böyle "adalet", olmaz olsun! |
 |
İnternetten 'draje bilgi' almak isteyenlerin yeni bir adresi var
Her gün üç satırlık yeni bilgi, bir de yeni köşe yazısı sunan Teksatır'ı, kurucusu Hasan Tanla, 'Bilinçli veya bilinçsizce çarpıtılmış bilgiye karşı bir duruş' olarak tanımlıyor
İSTANBUL - Hasan Tanla'nın Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Estima araştırma şirketi tarafından kurulan 'Teksatır' internet sitesi (www.teksatir.com.tr) toplumda doğru bilgi akışını sağlamak hedefiyle 12 Haziran'da yola çıktı. Teksatır' kullanıcılarına her gün üç satırlık yeni bilgi ve bir yeni köşe yazısı sunuyor. Bilgili akademisyenler, araştırmacılar, hukukçular, siyasetçiler ve sanatçılardan oluşan 130 kişilik danışma kurulu tarafından üretiliyor. Ailece 35 yılı aşkın süredir araştırma sektöründe yer alan Hasan Tanla, tüm mesleki birikimini aktardığı Teksatır'ı ''Çağdaş araştırmacılık ilke ve sorumluluklarıyla bezenmiş toplumsal bir proje" olarak özetliyor.
Teksatır'ı medyadaki veri kirliliğine karşı duruş gibi görebilir miyiz? Sadece veri kirliliğine karşı demeyelim. Ya da bilgi kirliliğini medyayla sınırlandırmayalım. Teksatır bilinçli veya bilinçsizce çarpıtılmış bilgiye karşı bir duruş. Doğru bilgi, kişileri daha özgüvenli ve kuvvetli kılıyor. Bu olgu da diyaloğu artırarak, yaşam kalitesini yükseltiyor, toplumsal barış zeminini genişletiyor. Teksatır bu yüzden doğru bilgiye kolay ulaşılacak bir hizmet olmanın ötesinde bilgi toplumu hedefi için önemli bir araç.
Toplumdaki yanlış bilgilendirmenin kaynağı nedir? Bence eğitimsizlik ve güç kirliliği. Araştırmalar gelişmiş ülkelerde kişi başı ortalama 10 kitap okunduğunu gösteriyor, ülkemizdeyse bu ömür boyu bir kitap bile değil. Kitap okumamak bile bilginin algılanmasını geciktiren bir faktör. Yanlış bilgi hem sunanın çıkarı için veya bir başka nedenle bilgiyi çarpıtmasından hem de onu kullanacak olanın algılama yetersizliğinden kaynaklanıyor.
Danışma kurulunu oluştururken nelere dikkat ettiniz? Ağırlık verdiğiniz belli disiplinler var mı? Danışma kurulumuz canlı bir organizma gibi her gün daha genişleyip zenginleşiyor. Üyelerimiz akil, makul, bilgi odaklı ve objektif müstesna kişilerden oluşuyor. Şu anda 130 danışma kurulu üyemiz var. Süleyman Demirel, Can Kıraç, Zülfü Livaneli, Hayrettin Karaca, Betûl Mardin, Prof. Dr. Şerif Mardin, Aydın Boysan, Atilla Dorsay ve daha pek çok değerli meslek ve disiplinlerden kişiler...
Öncelik güncel bilgide Konuları seçerken önceliğiniz ne? Bilginin güncel olması etkili bir unsur. Ama temel belirleyici unsur halkımızın yanlış bildiği/bilgilendirildiği konular. Örneğin, yangından sonra doğal flora yetişmesi doğanın bir mucizesi. Ülkemizde bunun en güzel örneği yangın sonrası kendini yenileyen Burgazada ormanı. Finlandiya'da ormanlar doğal bitki örtüsünün bir parçası olarak kabul edilip devletleştirilmeye başlanacak. Bu bilgilere sahip kişiler, siyasilerin 2B politikalarını, kuraklıkla savaşta ormanın değerini, özellikle yazın farklı sebeplerle yitirdiğimiz ormanların ülkemize yansıyacak olumsuz etkilerini objektif, rasyonel ve en önemlisi ülke çıkarlarını bilerek değerlendirecektir. Bu ve benzeri bilgiler bana çok çarpıcı geliyor.
Bilgilerin oluşturulması sürecinde karar ortak mı alınıyor? Objektif-subjektif dengesi nasıl kuruluyor? Bilgiler danışma kurulu üyelerimiz tarafından derlenip yayından önce kontrol ediliyor. Yayına verilirken de bir seçici kurul hangi bilgilerin yer alacağı konusunu belirliyor. Danışma Kurulu üyelerimizin seçiminde gösterdiğimiz titizliğin nesnelliği birlikte getirdiğini düşünüyorum. Kanımca, bu noktada dikkat edilmesi gereken asıl nokta objektiflikten öte, bilginin doğruluğu.
Siteye ileride başka fonksiyonlar ve bölümler eklenecek mi? Evet, Teksatır araştırma odaklı bir yapı içinde. Bu nedenle güncel konular haftalık araştırmalarla irdeleniyor. Çok önemli kuruluşlardan araştırma siparişleri bile gelmeye başladı. İşin araştırma kısmını bir yana bırakırsak, sayısız genç karikatürist yetiştirmiş bir ustanın kaleminden günlük karikatürler, ülkenin gidişatını kolay anlamamızı sağlayacak rakamlar da önümüzdeki haftalarda ziyaretçilerimizle buluşacak. |
 |
Asimetrik bilgi GÜNERİ CIVAOGLU
İstanbul Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, Ergenekon soruşturması ve iddianamesi bağlamında kesif "bilgi kirlenmesine" işaret ediyor.
Konu önemlidir. "Bilgi Kirlenmesi" konulu çalışmanın 2001 yılında Nobel Ekonomi Ödülü'nü kazanmış olması bunun kanıtıdır. .
"Asimetrik bilgi", " Bilgi kırılması"
Bunlar bilinçli olarak üretiliyor ve bilgi kirlenmesini oluşturuyor. Bu kirlenmenin çeşitli alanlardaki olumsuz etkilerini Stiglitz, Akerlof ve Spence ortak çalışmalarıyla ortaya koymuşlar, Nobel'i almışlar. Dahası... Konunun dünya gündemine girmesine önemli katkıda bulunmuşlar. Dostum Bülent Tanla'dan aldığım, "TEKSATIR" adlı yeni kurulan sitenin tanıtım yazısında amacın bilgi kirlenmesine karşı gerçekleri yansıtmak eksenli sosyal sorumluluk olduğu anlatılıyor. (*) Tanla, iletişim alanında yeniliklere imza atmıştır. Bu girişimin zamanlaması Türkiye'nin "gerçek" ihtiyacıyla örtüşüyor. Kullanılan deyimler dikkat çekici... Örneğin... "Asimetrik bilgi". Bilerek ve isteyerek bir bilgi fırtınası yaratmak ve gerçek bilgileri toz duman altında ezmek... Bir diğer deyim ise "bilgi kırılması..." Gene bilinçli olarak üretilen, gerçekdışı bilgilerden oluşan psikolojik depremle toplumdaki kanaat fayını kırmak... Ergenekon iddianamesi mahkemeye sunuldu. İçeriğini öğrenmemiz bir iki haftayı bulacak gibi görünüyor. Ama... Maşallah "asimetrik bilgi" ve "bilgi kırılması" ile oluşan "bilgi kirlenmesi" sonucu "incognito (tanınmayan) "tanıklann sayısı ve iddianamedeki "kod isimleri" bile gazete sayfalannda, TV ekranlannda uçuşuyor. Yakında belki "robot resimleri" bile çizilir. Belki... İddianame açıklandığında böyle 20 tanık olmadığı da ortaya çıkabilir. Öyle görünüyor ki, bu kirlenme bir süre daha yaşanacak. (*)www. teksatir. com. tr.
FORMASIZ
Medyada hükümeti desteklemiyorsan darbecisin... Kerameti kendinden menkul medya şeyhleri böyle buyuruyor. Peki hem hükümetin destekçisi kampta yer almamak hem de darbeye karşı olmak mümkün değil mi? Elbette... ' Böyle bir kategorik tavır, karşı "abartılı" tavra da çağrı yapıyor. Bu kez de kendilerine "darbeci" gözüyle bakılanlar, ötekilere "şeriatçı yatakbğı" gibi uçlara savrulan "abartılı" etiketler yapıştınyor. Gerçekler yerine, klişe etiketler ekseninde "yapay zeminde" bir tartışmanın yararı olmuyor. Takım forması yerine, herkes kendi giysisiyle katılmalı bu foruma...
GAZETECİYE ÇAĞRI
Tatil dönüşü Ragıp Duran'in Yeni Şafak'ta yayımlanan söyleşisinde benimle ilgili birkaç satınnı okudum. Satırlar şöyle: "Evet, biz onlarla bir ayrım oluştu medyada. Biz gazeteciyiz, onlar medya mensubu... İmkânlarımız, hayata bahsimiz, yaşadığımız yerler değiştiği gibi habere bakışımız da değişti, ilişkilerimiz de değişti. Güneri Cıvaoğlu Güneş Gazetesi'nde Genel Yayın Yönetmeni'ydi. Viyana muhabirine börek, Brüksel muhabirine bira sipariş ediyordu. Sen genel yayın yönetmeni olarak muhabtlerinden gelişmeleri istersin, börek çörek istemezsin. Bunlar acı şeyler." Şimdi de benim cevabım: Brüksel muhabirimiz Emre Aygen'di. Kendisinden ne bira ne de herhangi bir şey istedim. Kendisi de ben istemesem bile bana bira ya da bir başka şey getirmemiştir. Viyana muhabirimiz yoktu. Olmayan muhabirden börek ya da çörek istemem mümkün değil. Başka bir gazete için çalışmakla beraber zaman zaman sıkıştığımızda bize de haber desteği veren Ali Haydar arkadaşımız vardı. Ondan da ne börek ne çörek istedim. Bunları yazmak bile şaka gibi... Neyse... Ragıp Duran her ikisine de ulaşabilir, bu sözlerimin teyidini alabilir. Ama... Hem gazetecilik konusunda 50 yıla yakın zamandır bu meslekte olanlara hem de üniversitede gençlere ders verdiğine göre aslında o dönemin yurtdışındaki Güneş muhabirlerine çoktan bu iddiasını araştırmak üzere telefon etmiş ve doğru olduğunu saptamış olmalıydı. Ayrıca... Başka isimler de veriyorum. Paris muhabiri Vivet Kanetti'ydi. Roma muhabiri ise Reha Erus... Onlarla konuşabilir. Haber konusundaki bitmek tükenmek bilmeyen isteklerimi de öğrenebilir. Gazeteciliğin temel ilkelerinden olan "çek etmeyi" ıskalamışsa bile hiç değilse, "yanlış konuşmuşum" diyerek özür dilemek de insani bir erdemdir. |
 |
| Hasan Tanla, 26 Haziran 2008 Perşembe günü Sky Türk kanalında yayınlanan Saynur Tezel'le Bugün adlı programda Teksatır'ı anlattı. |
| Bireysel silahlanma ile ilgili Teksatır bilgisi, Mehmet Çağçağ'ın Leman dergisindeki karikatürüne konu oldu. |
 |
İklim Oyununda Kyoto ve Mahallenin Delisi Türkiye Mi? İNSANIN temel ihtiyaç sacayağı UN-ŞEKERYAG üçlüsünden oluşur. Başta savaş olmak üzere ülkede ekonominin çöktüğü yokluk zamanlarında insanların ayakta kalmasını sağlayan bu üç temel gıda maddesidir. Atatürk'ün 1926'da kurduğu, tohum üreten, damızlık üreten, aşılama yöntemleri geliştiren örnek tarım çiftliklerinin kapatılması ve özellikle AKP'nin Türk tarımını altı yılda getirdiği manzara şöyledir: 1 - Türkiye'de tohumculuk bitirilmiştir. Buğdaydan mısıra, un üretilen hububat tohumu ve domates, biber, salatalık tohumu milyarlarca dolar ödenerek özellikle ABD ve İsrail'den genetiği ile oynanmış, dolayısıyla tohum vermeyen her sene yenisi ithal edilen türlere Türk çiftçisi mahkum edilmiştir. 2- Türkiye'de hayvancılık sizlere ömür. Et ve süt ithalatçı bir ülkeyiz artık. Küresel iklim değişikliği sebebiyle ülkemizde kuraklık etkisini iyice hissettiriyor. Mesela Antalya sahillerinde, Serik-Manavgat ovalarında 40 yıldır görülmeyen bir kuraklık hüküm sürüyor. Kuyu ve pek çok artezyen suyu kurudu. Gözümüz gibi korumamız gereken nadir tarım alanları yerleşime ve sanayiye açıldı. Sanayiye açılmış toprağı bir daha ekmek mümkün değildir. Şimdi de hükümet ABD'nin bile imzalamadığı Kyoto Protokolünü imzalayarak emekleme çağındaki Türk sanayisinin üzerine öyle yükler bindirecek ki. İster istemez dünya denilen mahallenin delisi Türkiye'mi diye sormak ihtiyacını duyuyoruz. Türk milleti bütün gıda maddelerinde bir numaralı "canlı denek laboratuarı kobaylarına" dönüştürüldü. Dünya tarım tröstlerinin genetiği ile oynanmış, yeni geliştirdikleri bütün tarım ürünleri, ilaçları hâsılı aklımıza gelen gelmeyen her şey Türkiye'de. Gıdada "deney faresi" olmamız yetmezmiş gibi, Kyoto Protokolü'nü de AB'nin kuyruğuna takılarak imzalayacağız ve sanayileşmeye de elveda diyeceğiz. www.teksatir.com.tr internet sitesinde yer alan bilgilere göre, R.T.Erdoğan Cargill yetkilileriyle yaptığı görüşme sonunda, Türkiye'nin genetiği ile oynanmış mısırdan elde edilen şekerin İTHALAT kotası, mahalli şeker üretimini korumak gayesiyle bu tür ithalata sınır koyan AB ülkelerinin 7 ile 15 katına yükseltildi. Bunun manası, Türkiye'de şeker pancarı üreticisi çiftçimizin ölüm fermanı. Mısırdan elde edilen şeker pancar şekerine göre yüzde 25 oranında daha tatsızdır. Çünkü NBŞ diye adlandırılan nişasta bazlı bir şeker türüdür. AKP Türk sanayisini AB'nin Kyoto sevdasına kurban etmeye hazırlanırken pancar üreticisi Türk çiftçisini de ABD merkezli Yahudi uyanıkların Cargill'ine "şekerlik" olarak veriyor. Ayrıca mısır şekeri dediğimiz NBŞ şekeri dünya fiyatlarının üç katına Türkiye'ye ithal ediliyor. İthalat rantiyecileri kimler dersiniz? Konya Ovası'nı Cargill'in "bir daha ot bitmeyecek" kimyasal sanayine açan AKP, Kyoto Protokolünü TÜSİAD desteğinde imzalama aceleciliği içinde. Türkiye sanayileşemez ise para bulamaz. Para yoksa genleriyle oynanmış tohumda ithal edemezsiniz. Sonuçta açıklıkla terbiye edilmek istenen ve toprak bütünlüğü masaya sürülecek bir Türkiye'ye doğru götürülüyoruz. TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu) Kyoto Protokolüne katılmanın Türkiye'nin kalkınmışlık düzeyine ve büyüme ihtiyacına uygun olmayacağını söyleyerek, hükümete herhangi bir taahhüt altına girmemesi çağrısında bulundu. (Hürriyet 13.06.2008) Türkiye, Kyoto Protokolü'nü kabul ettiği takdirde gelişmiş, sanayileşmiş, ülkeler gibi işlem görecek, bağlayıcı nitelikteki emisyon azaltma yükümlülüğü altına girecek, sanayileşme ivmesi yavaşlayacak ve kalkınamayacakİardır.Dünya Bankası verilerine göre Türkiye'nin 2004 yıl itibariyle kişi başına emisyon miktarı 3.2 ton karbondioksit seviyesindedir. Bu miktar 4.3 ton olan dünya ortalamasından bile düşüktür. AB ortalaması 8.2 ton iken gelişmiş ülkeler ortalaması 13.2 tondur. Her konuda Dünya Bankası ve IMF'nin dediğini ve raporlarını "Amentü" belleyen aklı evvel TÜSİAD, yukarıdaki verileri görmezden gelerek : "Kyoto imzalanırsa Türkiye söz sahibi olur. Kyoto AB için de gerekli" cevherini yumurtlayıverdi. F.Gülen'e yakınlığı ile bilinen Aksiyon dergisinde (9 Haziran 2008) "Türkiye geçen hafta Kyoto Prof okolü'ne taraf olma kararı aldı. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'na göre bu karar AB müzakerelerini kolaylaştıracak, küresel iklim kararlarında Ankara'da söz sahibi olacak" haberiyle TÜSİAD'dan farklı düşünmediğini ortaya koydu. Ben Veysel Eroğlu'nu AKP içindeki aklı başında ve milli oİanlardan bilirdim. Demek ki yanılmışım. Dışişleri Bakanlığı ile Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı da TÜSİAD gibi düşünüyor. DTP, Ulaştırma Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile TOBB Kyoto Protokolü'nün imzalanmasına karşı duruyormuş. (Milliyet 17 Haziran 2008) Evet, bize de kala kala dua etmek kalıyor sevgili okuyucularım: Allahım bizi içimizdeki akılsızların yüzünden cezalandırma. Amin. |
 |
Güzel şeyler
Kültür, akılda kalandır.
Öyleyse aklın sürekli beslenmesi lâzım.
Tıpkı babası gibi başarılı bir araştırmacı olan Hasan Tanla, teksatir.com.tr sitesinde hergün kolay okunan 'tablet bilgiler' veriyor.
Mesela dün:Rusya'nın Müslüman nüfusu 1989-2006 yılları arasında yüzde 40 artarak 25 milyona ulaştı.
Mesela bir başka bilgi: Bizim bankalarda mevduat sahiplerinin yüzde 3.5'u, toplam mevduatın yüzde 90'ını elinde tutuyor.
.........
Bir başka bilgi: Avustralya'da bütçe gelirlerinin yüzde 10'u, kumardan alınan vergilerden oluşuyor.
.........
Teksatir.com.tr büyük kitlelere ulaşmak için yeni hamleler hazırlamaktadır.
Teşekkürler Hasan Tanla.
***
Kadikoygundem.com ise Erdal Bilallar'ın büyüttüğü bir haber-yorum sitesi.
Bilallar, mesleğimize verdiği büyük hizmet kadar vefasızlığa da uğramış bir arkadaşımız. Ama o, hiç kırılmamış ve ''tek başına gazete'' özelliğini ısrarla ve başarıyla sürdürmüştür. Kadıköy Gündem'i size hergün tavsiye ederim.
***
Bugün bir başka notumuz TURYİD'e dair.
TURYİD yani Turizm Yatırımcıları ve İşletmecileri, sektörün duayenlerini ödüllendirdi.
Beyti (Beyti Güler): Yıllar önce Küçükçekmece'den başlayan bir destan... Dünya Devlet Büyükleri'nin bile unutamayacakları bir damak tadı.
Hünkar (Talip Ügümü): Osmanlı-Türk Mutfağı'nın çok istikrarlı bir çizgisi.
Metin Fadıllıoğlu (29): Genç yaşta duayen olmuş bir işletmeci... Yeniköy'den Büyükdere'ye, Vaniköy'den Çubuklu'dan Etiler'e, Ulus'a kadar kurduğu tesisler, İstanbul'un sosyal hayatına damgasını vurmuştur. Fadıllıoğlu Ailesi, nesilden nesile anlatılacak bir uygarlık düzeyinin misyonerlerinden oluşuyor.
Ahmet Çapa: Metin'le aynı ekolden gelmiş, bir başka emektar... Mesleğe kattığı onur, yeni işletmecileri yüreklendiriyor.
Ertekin Dinçay: 1960'ların Burç Kulübü'yle batıya açılan ilk pencerelerden biri. Ve de kendini sürekli yenileyen bir ihtiyar delikanlı.
Tevfik Dölen: Ünlü Tefo...
Kime sorsanız anlatır.
***
Yazının başlığına ''Güzel şeyler'' dedik.
Evet.
Bugün son notumuz Borusan'a dair.
Kuruluşunun 50'nci yılını, Asım Kocabıyık ve eşi, bir davetle kutluyor.
Sanayi'deki başarılarını kültür ve fikir dünyasıyla bütünleştiren Borusanlılar, sağlıklı Aile Yapısı'yla da topluma örnek oldular. |
 |
 |
GÜLER KAZMACI
'Eller aya biz yaya' Futbolda "güzeliz" ama yeter mi? Eğer "bilgi" yoksa bütün maç zaferlerini toplasanız neye yarar? İşsizliği yoksulluğu yok eder mi, akan kanı durdurup banşı sağlar mı? Bakın, Amerikalı matematikçiler bir dizi araştırmanın sonucunda şöyle bir "çağdaş gerçeği" açıklıyorlar-. "Bilgiyle yaşayan toplumlar refaha ulaşıyor ve barış içinde yaşıyor"! Esasen bunca araştırma yapıp "para dökmeye" de gerek yok. Norveç'i göz önüne alın "yeter". Bizim gibi verimli topraklan, dört çeşit mevsimi, turizm çevresi yok. Buz gibi iklimde altı ay gece, altı ay gündüz yaşıyorlar. Ama müthiş eğitimliler, "bilgi toplumu" halindeler ve dünyaya bilgi satıyorlar. Sonuçta da zenginlik deseniz "arşa kadar", barış deseniz "köklü". Bu yüzden de AB'ye bile "burun kıvırıp" girmiyorlar işte. "Eller aya biz yaya" dediğinizi duyar gibiyim. Biz türban aç/parti kapat halinde yaşarken, "elin adamı almış götürmüş"! ... Ünlü araştırmacı Bülent Tanla geçen gün bana "güzel bir haber" verdi. "Armut dibine düşer" hesabı kendisi gibi başarılı bir araştırmacı olan oğlu Hasan Tanla, bilginin toplum için "hayati" önemin farkında. Bu yüzden de "gerçek" bilgi kadar "asimetrik bilgi", "bilgi kirliliği" gibi kavramları da sunan bir internet sitesi kuruyor: teksatir.com.tr Ve site her gün "kısacık" bilgiler veriyor dünyanın binbir türlü hali üzerine. Yani "okumaya zaman yok" diyenlerin çoğunlukta olduğu günümüzde, az zamanla çok bilgi vermeyi amaçlıyor. . .. Mesela bir bilgi şöyle: "Amerikalı ünlü sinema oyuncusu Charlton Heston "Ben Hur filminin kahramanı" olarak anılıyor. Oysa bu kahraman "Amerikan Tüfek Birliği" Başkanıydı ve silah kullanma propagandası yapmıştı." İşte bu bir "asimetrik bilgi" arkadaşlar, çünkü gerçeğin sadece bir yüzünü görüp diğer yüzünü ıskalamış oluyorsunuz. İlginç bir bilgi daha: "Yunan askerlerinin "Fustanella" adlı geleneksel pilili eteğindeki 400 adet pili, 400 yıllık Türk işgalini simgeliyor" Başka bir bilgi de "memleketten": "Ameliyathane, morg, adli tıp gibi yerler, her gün içlerinde vücut parçalarının da bulunduğu tonlarca tıbbi atık üretiyor. Ve bu atıklann yönetmelik gereğince fınnda yakılması gerekiyor. Ama atıklann imhası için Türkiye'de sadece 4 adet tesis var". Peki "kalanlar" çöpe mi atılıyor Sayın Sağlık Bakanı? Bence bakanlar kadar siz de "bakın" her gün, bu kısa ama önemli bilgilere. Hem kendinizin, hem de ülkemizin "refahı" için. Yorumlarınızı bekliyoruz POSTA GULK yaz boşluk bırak yorumunu 3270'e yolla. Mesajlar 2 SMS/4 kontörle ücretlendirilmektedir.
|
 |
Siyasal TRT...
TRT'nin yeni yasası TBMM'de kabul edilerek Cumhurbaşkanı'na gönderildi... Yeni yasa, gerek TRT içinde, gerekse kamuoyunda hiç tartışılmadan geçti Meclis'ten... Yasa ile sözde TRT'nin yeniden yapılandırılması ve Anaya'sada tanımlanan özerkliğe kavuşması öngörülüyor... Ne var ki, maddeler okununca esas amacın TRT'yi iktidara bağlamak ve iktidarın istediği biçimde kadrolaştırmak olduğu açıkça görülüyor... Misal... Yasanın 1'inci maddesinde TRT'nin özerk ve tarafsız olduğu belirtilirken, 3'üncü maddesinde yapılan düzenleme ile kurum adeta hükümete bağlanıyor. Bu düzenlemeyle kurumun en yüksek karar organı olan yönetim kuruluna iki genel müdür yardımcısı üye olarak giriyor... Her iki genel müdür yardımcısı Bakanlar Kurulu tarafından belirleniyor. Gerektiğinde Bakanlar Kurulu tarafından değiştirilebiliyor. Siyasetin etkisinden uzak olması gereken TRT, bu düzenlemeyle aksine, biraz daha hükümetin kontrolüne girecektir. Halkın vergileriyle çalışan... Halka tarafsız şekilde hizmet etmesi gereken TRT şimdiden iktidarın borazanı olmuşken.. Yeni yasayla kuşkusuz daha da pervasız bir propaganda aracına dönüşecek... Halk kendi vergileriyle vurulacak. Demokrasinin ve TRT'nin ''Kamuoyunun serbestçe oluşması'' ilkesinden biraz daha uzaklaşacağız... Kimin bunu yapmaya hakkı var?
Olli Rehn'in Futbol Federasyonumuz tarafından Türkiye-Portekiz maçına davet edilmesi AB'de sorun olmuş. Adamlara bakın, iktidarın minnet duygusunu simgeleyen bir maç davetini bile rüşvet gibi görüyorlar...
Avrupa'daki güven vermeyen liderler sıralamasında Erdoğan açık arayla önde gidiyormuş... Son kullanma tarihi doldu demek... Haldun Ertem
Layığımız nedir? AKP'nin savunmasında şöyle deniyor: ''Partimizin anlayışına göre laiklik bir yaşam biçimi değildir. Laik devlet tüm yaşam biçimlerini bir arada barış içinde yaşatır.'' Nilgün Cerrahoğlu, Abdullah Gül'le, 1995 seçimleri arifesinde yaptığı bir söyleşiyi aktardı geçenlerde... Gül kafalarındaki yaşam biçimini açıklıyor: ''Düzen Türkiye'de İslamı caminin içine hapsetti. Biz İslamı hayat tarzı olarak görmek istiyoruz...'' Gündelik hayatı, kendilerini din adına kural koymaya yetkili sayan kişilerin arzu ve buyruklarına göre yaşamak... İstek bu...
Teksatir.com.tr İnternet dünyasına yeni bir site katıldı: ''www.teksatir.com.tr'' adresli site her gün üç konuda ''doğru ve çarpıcı bilgi'' verme iddiasını taşıyor... Dün gözümüze çarpanlar: - Amerikalı ünlü sinema oyuncusu Charlton Heston, öldüğü zaman bütün dünyada ''Ben Hur filminin kahramanı'' olarak anıldı. Oysa bu kahraman, son yıllarını ''Amerikan Tüfek Birliği'' başkanı olarak geçirmiş ve bütün ülkede silah kullanma propagandası yapmıştı. - Yunan askerlerinin ''Fustanella'' adlı geleneksel beyaz pilili eteğindeki 400 adet pilinin, 400 yıllık Türk işgalini simgelediğini bilir misiniz?
Mucize Adam Bizim Milli Takım'la ilgili en güzel değerlendirmeyi Haluk Şahin dostumuz yaptı. Okuyalım: ''Doğrusu ya, ben Milli Takım'ın son başarılarının Fatih Terim sayesinde mi, yoksa Fatih Terim'e rağmen mi olduğunu kestiremiyorum. Son zamanlarda ona yönelik eleştirilerin çoğunun haklı olduğu sonradan ortaya çıkıyor. Portekiz maçında Türkiye'nin en büyük yıldızı olduğu anlaşılan Arda'yı niçin oynatmadı mesela? Bugün mumla aradığı Yıldıray'ı niçin takımdan kesti? Hamit'i ve Nihat'ı tüm uyarılara rağmen niçin hep yanlış yerlerde oynattı? Takım kaptanlığını ve yönlendiriciliğini niçin bitik ve vukuatlı Emre'ye verdi? Dikkat ettiniz mi, bizim takım, maçların sonlarında, Terim'in planını aşıp 'Arş yiğitler vatan imdadına' bölümünde iyi oynuyor!''
* Kamu İhale Kanunu'nda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısına İzmir Gazeteciler Cemiyeti karşı çıkıyor... Ne ilgisi var ihale ile gazeteciliğin derseniz... Çünkü tasarı, yerel gazetelerde yayımlanmakta olan ihale ilanlarının yayım zorunluluğunu kaldırmakta, aynı ilanların internet ortamında duyurulmasını öngörmekte...
Kadir'e sığınma! İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, belediye çalışmalarını kamuoyuna aktarmak amacıyla dört yıldır ''İstanbul Bülteni'' adlı bir dergi çıkardığını... Her ay 150 bin adet basılan dergide belediyenin çalışmalarından çok Başkan Kadir Topbaş'ın fotoğraflarına yer verildiğini... Topbaş'a yapılan (ya da Topbaş'ın kendisine yaptırdığı) bu kıyağın belediyeye yıllık faturasının 1 trilyon 370 milyar lira olduğunu dün dile getirmiştik. CHP Milletvekili Gaye Erbatur ekliyor: ''TBMM'den bir yasa geçti. Bu yasayla nüfusu 50 bin ve daha fazla olan belediyelere kadın sığınma evleri açma zorunluluğu getiriliyor. Seçim bölgem Adana başta ve CHP'li belediyeler öncelikli olmak üzere pek çok belediye yasanın bu emrini yerine getirerek kadın sığınma evleri açtılar. Sonra da devlete devrettiler. Belki inanmayacaksınız ama İstanbul Büyükşehir Belediyesi, yasanın bu amir hükmüne karşın hâlâ sığınma evi açmış değil.'' |
 |
| 'Teksatır' yayına başladı. |
Bu durumda dış güçlerin grevi
SADECE ikisinde eksik yok.Tuzla'da 31 tersane, yedi yat imal yeri, diğerleriyle birlikte 48 tesis var. Bunlardan sadece ikisinde iş güvenliği ve işçi sağlığı tamam. Diğerleri ölüme yelken açıyor. Çalışma Bakanlığı'nın 2007 Ekim raporu bunu söylüyor.
İlk ölümlü kaza Nisan 2001. Ölüm ya da yaralanmalara ilişkin Çalışma Bakanlığı'nın pek çok raporu var:
"Bakanlığımız iş müfettişi tarafından yapılan inceleme sonucunda, meydana gelen iş kazasında (...) İnş. San. ve Tic. A.Ş. yüzde 80 oranında, işveren (...) İmalat Montaj San. ve Tic. A.Ş. yüzde 20 kusurlu, kaza geçiren işçi (...) kusursuz bulunmuş..."
Tuzla tersanelerinde arkası kesilmeyen iş kazaları ve ölümler sonrasında hemen her rapor benzer ifadeler içeriyor. Tespit aynı, ama sonuç değişmiyor.
FİİLEN SİYASET
Buna artık dayanamayan tersane işçileri dün, haklı olarak, protesto grevine gidiyor.
Tuzla'da üretim yedi ailenin elinde toplanıyor. (TMMOB, Tuzla Seri İş Kazaları Hakkında Rapor, 22 Ocak 2008, s.28). Dolayısıyla, aslında grev bu yedi aileye karşı.
Bazı ailelerin önemli bir özelliği var. Gemi ve yat yapım ve onarımı ile uğraşan ailelerin bazı üyeleri aynı zamanda fiilen siyasetin içinde. AKP ve MHP'den milletvekili olarak.
Burada ilginç bir durum var. O milletvekilleri de, "durumun resmen tespit edilmesini" istiyor. Ama, kazaların sonu yine de gelmiyor. Raporlarda yine işveren ve taşeronların kusurları sayılıyor.
Tuzla Tersaneler Bölgesindeki 48 işyeri ile birlikte, Türkiye'de gemi inşa ve onarım sektörü 62 tersaneye sahip. Bunların 56'sı özel sektöre, 4'ü Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, 2'si kamu sektörüne ait. TSK ve kamuya ait tersanelerde kaza ya az ya ölümcül değil, ama Tuzla öyle değil.
İşte, dünkü grev ve protesto zaten bu nedenle Tuzla'da.
SEFALETİN İŞÇİLERİ
Gemi sanayi Türkiye'de olduğu gibi, dünyada da hızla gelişiyor. Çünkü:
1- Dünya ticaretinin yüzde 95'i deniz yoluyla yapılıyor.
2- 2005'ten itibaren 15 yaş üstü gemiler seferden men ediliyor.
Bu iki etken, gemi yapım ve onarımına talebi kamçılıyor. Ülkeler arasında var olan rekabet daha da artıyor.
Göz gözü görmeyen rekabet, 19. yüzyıl sanayileşmesi gibi. İşçilerin sefaleti ve sefaletin işçileri. Hem çalışma, hem yaşama koşulları insanlık dışı.
Bir ara Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan Tuzla'ya gidiyor ve:
"Gemi inşa sanayiinde dünyada üçüncü sıraya yükselmemiz, dış güçleri mutsuz etmiş olabilir. Bunun iyi araştırılması lazım. Ama, bu hiç bir zaman iş yerinde güvenlik tedbiri alınmamasının sebebi olamaz."
Muhteşem bir mantık. Bu durumda, dünkü protesto ve grevler de, dış güçlerin senaryosu.
Teksatır.com.tr
TÜRKİYE'de her 100 kişiden 15'i, "imam nikahı gereksizdir" diyor. Geriye kalan yüzde 85, dini nikahı şart görüyor.
Avustralya Hükümeti'nin bütçe gelirlerinin yüzde onu kumardan alınan vergilerden oluşuyor.
Bizde bankalarda mevduat sahiplerinin yüzde 3.5'u, toplam mevduatın yüzde 90'ını elinde tutuyor. Gelir dağılımına denk bir mevduat dağılımı.
İnternetin gelişmesiyle birlikte, çeşitli alanlarda pek çok web sitesi doğuyor. Kimi doğru, kimi eğri, kimi dedikodu, kimi araştırma üretiyor.
Araştırma üretenlere son olarak teksatır.com.tr ekleniyor. Yukardaki üç örnek, teksatır'dan alıntı. Yöneticileri, derleyecekleri bilgileri, her gün sayıları kırk bini bulan toplum önderlerine iletme sözü veriyor. |
 |
İşçi ve emekli düşmanı iktidar!
Sokaktaki enflasyon tekrar iki haneli sayılara yükselince hükümet, memur maaşlarına enflasyon farkı kadar ek zam yapmaya karar verdi!
Peki; diğerlerinin, yani işçilerin ve emeklilerin hali ne olacak?
Bu soruyu daha önce de defalarca sordum ama aldıran olmadı!
Çünkü insanlar ne kadar yoksullaşırsa, AKP iktidarının ekmeğine o kadar yağ sürülmüş oluyor...
''Zam'' olarak vermedikleri parayı ''sadaka'' olarak dağıtıp akıllarınca kahramanlaşıyorlar...
Bu yüzden özel sektör işverenlerine, ''Arkadaş sen de enflasyon farklarını maaşlara yansıtacaksın'' demiyorlar...
Onlara demedikleri gibi kendileri de, yılbaşında sadece yüzde 2 zam verdikleri SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin iyice yoksullaşmasına ve ''açlık sınırı''nda yaşar hale gelmesine aldırmıyorlar!
Memur bu ülkenin insanı, yüksek enflasyon yüzünden anası ağlıyor da...
İşçi ve emekli Patagonyalı mı?
|
Temel ihtiyaç maddeleri arasında dip sacayağını, un, şeker ve yağ üçlüsü oluşturur. Savaş başta, ekonomiyi çökerten yokluk zamanlarında insan topluluklarının iyi beslenemese bile hayatta kalmasını sağlayan bu üçlüdür.
Türkiye, yakın zamana kadar yalnız un, şeker, yağ üretiminde değil, hububat, et, süt, meyve, sebze üretiminde kendi nüfusunu besleyen ve ihracat yapabilecek kapasitede bir ülkeydi.
Atatürk'ün ilk kez 1926'da kurdurduğu ve büyük önem verdiği, tohum üreten, damızlık üreten, aşılama yöntemleri geliştiren örnek tarım çiftliklerinin kapatılıp mangalcılara mesire yeri olarak özelleştirilmesi sürecinde, özellikle AKP'nin sadece beş yılda vardığı sonuç manzarası şudur:
Türkiye'de tohumculuk bitirilmiş ve buğdaydan mısıra, bütün un üretilen hububat tohumu, milyarlarca dolara özellikle ABD ile İsrail'den "genetiğiyle oynanmış", dolayısıyla tohum vermeyen ve her yıl yenisi ithal edilen türlere indirgenmiştir.
Türkiye'de hayvancılık bitirilmiş, et ve süt ithal eder hale gelinmiştir.
Kuraklaşma nedeniyle gözümüz gibi korumamız gereken nadir tarım alanları sanayiye açılmış, oysa sanayiye açılmış toprağı bir daha ekmek mümkün değildir.
Türkiye nüfusu, sadece un veren hububatta değil, tüm gıda maddelerinde dünyanın bir numaralı "canlı denek laboratuarı"na dönüşmüş, undan süte, etten sebzeye, ottan meyveye, ağzımıza attığımız her bitki "genetiğiyle oynanmış" tarım ürünleri olup, dünya tarım tröstleri yeni geliştirdikleri türleri bu ülke insanları üzerinde test etmekte, kısa, orta ve uzun vadede yararını, zararını öğrenmek için "denek faresi" olarak bizim insanlarımızı kullanmaktadır.
|
 |
| Hasan Tanla, 16 Haziran 2008 Pazartesi günü, Türkiye'nin ilk internet televizyonu olan ONTV'de Gülgün Feyman'ın sunduğu Haber Odası programına konuk oldu. |
|
|
|
 |