Köşe Yazısı Arşivi

Sadettin Ateş 26.03.2009
Edebi Sözler!..

İçimiz kinle, nefretle dolu. Sevgiden yana tek lafımız yok; ne sporda, ne politikada, ne de toplumun herhangi bir kesiminde... Bitmez tükenmez bir didişmenin ve kavganın içindeyiz. Sanki bundan hoşlanıyoruz. Neler yapacağımızdan çok, hasmın neleri beceremediğinden söz etmeyi seviyoruz. Tek düşüncemiz karşımızdakine zarar vermek... İşte 29 Mart öncesi meydanlardan derlenen kimi “edebi” sözler:

Erdoğan’dan Baykal’a: “Daha maça çıkarken mağlubiyeti kabul ediyor, 5 mi yiyecek, 6 mı, 7 mi sadece o belli değil... Sana da yazık oluyor, üzülüyorum. Yaşın 70 olmuş. Hep böyle mi gidecek? ‘İnönü’nün adını ağzına alma.’ diyorsun; benim ağzımın tapusu senin elinde mi yahu, istediğim gibi konuşurum...”

Erdoğan’dan sağa-sola: “Kriz için teğet geçecek dedim, yine diyorum. Abarttığınız gibi bir şey yok ortada... Şu kadar tekstil fabrikası kapanmış. İşini bilmeyen varsa, olabilir… Biz bu ülkenin itibarını artırdık, zalimin karşısında sessiz kalmadık... Geldiğimizde Türkiye dünyanın en güçlü 26. ekonomisiydi, 17. yaptık... Biz Ferhat’ız, milletimiz Şirin...”

Erdoğan’dan Yüksek Seçim Kurulu’na: “Neymiş efendim, sandık kurulunun olduğu yer kamusal alanmış. Ne demek yahu? Böyle kamusal alan mı olur? Bunu Avrupa duyduğu zaman ne der? Oraya gelenler devletin memuru değil ki, siyasi parti temsilcileri. İçlerinde başı açık olan da var, örtülü olan da... Sen nasıl onun demokratik hakkını engellersin...”

Baykal’dan Erdoğan’a: “Başbakan diyor ki ‘İsmet İnönü zamanında ekmek karneyle dağıtılıyordu.’... Doğru ama o zaman II. Dünya Savaşı vardı… Otobüsten çocuklara oyuncak dağıtacağına, babalarına iş ver, onlar da çocuklarına oyuncak alma zevkini tatsın... İzmir’i istiyormuş. Orayı alan 1922’de aldı. İzmir için, kömür, buzdolabı, çamaşır makinesi, koltuk, kanepe yetmez... Kredi kartı borçluları dürüst değilmiş. Peki, onlar dürüst değil de Sabah’ı, ATV’yi satın alan damadının şirketine devlet bankalarından kredi vermen dürüstlük mü?”

Bahçeli’den Erdoğan’a: “MHP kafatası ölçmeye başlasaydı, senin Başbakan olma şansın var mıydı? Bize ‘uçak özürlü’ diyorsun. Hadi diyelim uçak özürlüyüz, biraz çekiniyoruz; ama Allah’a çok şükür attan düşme özürlüsü değiliz… Dalkavuklar her hareketine bir sıfat veriyor; ‘Ortadoğu’nun Eş Başkanı, Davos Fatihi, Kimsesizlerin Sesi, Son Osmanlı Padişahı ve İkinci Peygamber’ gibi... Tövbe ya Rabbi... Bu millet ayağa kalkarsa ne Tayyip Erdoğan koyar ortada, ne de AKP... Sen önce partini akla. Yapamazsan adı Aldanma ve Kandırma Partisi olur…”

Erbakan’dan Erdoğan’a: “Ey Tayyip saptığın yol yanlış. Bak getirdin, arabayı toslattın. Gözünüzü açın seçimde yanlış yere oy vermeyin, Ben AKP’yi desteklemiyorum. 30 yıl önce eşi başörtülü birinin cumhurbaşkanı olacağı kimin aklına gelirdi? Bu Milli Görüş sayesinde oldu…”

Önce onlar bizi, sonra da biz onları bu hale getirdik ve hep beraber layık olduğumuz şekilde yaşıyoruz.
 



Sadettin  Ateş
Sadettin Ateş
İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdim. Ticaretle hiç uğraşmadım, ama ticareti yanlış yapanlarla uğraştım. Cumhuriyet’te işe başladığım 1 Nisan 1968’i, hayatımın en hayırlı günü sayıyorum. O büyük gazetede tam 14 yıl çalıştım. Gelişim Yayınları, Hürriyet, Sabah, Güneş, Günaydın, CNR Fuarcılık’ı da katarsanız 40 kısacık yıl tükettim. Bazen yazarak, bazen çizerek gazetelerin, dergilerin içinde oldum hep... Şimdi TEKSATIR’da bir köşeye oturttular beni. Bana bu şansı verenlere ve beni okuma zahmetine katlananlara çok teşekkür ederim.
Tamamı