ABD Başkanı Barack Obama’nın, Çek Cumhuriyetinin başkenti Prag’dan, Avrupa Birliğine yapmış olduğu çağrıda: “ABD yönetiminin; Türkiye’yi, AB’nin tam üyesi olarak görmek istediğini” dile getirmesi üzerine, Avrupa Birliği içersinde değişik görüşler ve gruplaşmalar ortaya çıktı. Avrupa’da kendilerini lider hisseden Fransa ve Almanya, Obama’nın bu talebine karşı çıkarken; Avrupa’nın diğer lider ülkeleri, İspanya, İngiltere ve İtalya ise, Obama ve Türkiye’ye tam destek çıktılar.
6 Nisan, pazar günü; Prag’da yapılan ABD-AB zirvesinden sonra, ABD Başkanı ve AB üyesi 27 ülkenin liderleri, bir öğle yemeği yediler. Bu yemekte söz alan Barack Obama, Avrupalı liderlere şöyle seslendi: “AB ve Avrupa; Müslümanlara, adaletsizliğe, hoşgörüsüzlüğe ve şiddete karşı mücadelemizde; dostlarımız, komşularımız ve ortaklarımız olarak yaklaşmalı, onlarla karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkara dayalı bir ilişki kurmalıdır. Türkiye’nin AB üyeliği yolunda ilerlemek, siz AB ülkelerinin bu gündeme olan bağlılığı konusunda önemli bir sinyal olacak, Türkiye’yi Avrupa’ya daha sağlam demirlemeyi sürdürmemizi sağlayacaktır.”
Salonda ses ve tık yok… Şüphesiz ki; Sarkozy ve Merkel gibi bazılarının yedikleri güzel yemekler midelerine taş gibi oturdu. Hazımsızlık sıkıntısı çektiler. Nicolas Sarkozy ve Angela Merkel, Obama’nın menüde sunduğu yemeği hazmedemeyip birkaç saat sonra basın karşısında kusmaya başladılar. Kusulan ise; yemek değil, kin ve panik idi…
Obama’ya yemekte cevap vermekten kaçınan ufaklık Sarkozy, her zamanki kaçak güreşme taktiğini kullanarak, ülkesinin televizyon kanalı TF1’e çıkarak: “Başkan Obama ile dirsek dirseğe çalışıyorum. Ama AB konusu olduğunda, buna karar vermek AB üyelerine düşer. Ben, Türkiye’nin üyeliğine her zaman karşı oldum. Hâlâ da öyleyim ve sanırım AB üyelerinin büyük çoğunluğunun Fransa’nın pozisyonunu paylaştığını söyleyebilirim. Türkiye büyük bir ülke, Avrupa’nın ve ABD’nin müttefiki, imtiyazlı bir ortak olarak kalacak. Pozisyonum değişmedi ve değişmeyecek.” dedi.
Karısına bile söz geçiremeyen bu ufak adam, Türkiye konuşulduğunda hemen aslan kesiliyor.
Şimdi ise; yalnızca Fransa adına değil, diğer AB ülkeleri adına da konuşuyor. Davasına yandaş arıyor. Ufaklık, Türkiye alerjisi olduğunu, kendisi de biliyor. Her tarafı kızarıyor ve kaşınıyor. Psikologa gitse, doktor belki bir çare önerir. Belki de uslu bir kedi oluverir. Obama ile dirsek dirseğe çalıştığını söylüyor. Bence, ufaklık Nicolas Sarkozy’nin kol dirseğinin seviyesi, gelse gelse 1.85 m. boyundaki Obama’nın bacağının dirseğine gelir… Kol ve bacak dirseklerinin temas halinde olması, bence, ileride mahsurlar yaratır. Fransız halkı, çömezliği, yardakçılığı, sevmez ve affetmez… Adamı küt diye koltuğundan indiriverirler...
Almanya Başbakanı Angela Merkel, yakın dostu Sarkozy’yi yalnız ve güç durumda bırakmamak, onu desteklemek amacıyla basına bir şeyler söyledi. “Türkiye’nin, AB’de imtiyazlı bir ortak olması en iyi sonuçtur.” demekle yetindi.
Sarkozy-Merkel ikilisine AB’den hemen cevap geldi. Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso: “Obama’nın açıklamalarından çok memnun oldum. Türkiye ile tam üyelik müzakereleri sürecini başlattık. Bu, 27 üye ülkenin oybirliği ile aldığı bir karardı.
Elbette bu müzakereleri sürdüreceğiz ve sonunda Türkiye’nin katılmaya, AB’nin de entegrasyona hazır olup olmadığına bakacağız.” diyerek, “AB adına konuşma yetkisi bendedir” mesajını verdi.
İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, İngiltere Başbakanı Gordon Brown ve İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero, anında Türkiye’ye, AB içersinden destek mesajları verdiler. AB’nin sancak gemilerini oluşturan bu 3 ülkenin Başbakanları, Merkel-Sarkozy ikilisine iyi bir ders vermek amacıyla, “Türkiye’nin AB’ye tam üye olması için tam destek verdiklerini”, ilk açıklamalarından bir gün sonra yeniden tekrarladılar. Obama’ya konuşmasından dolayı destek çıktılar.
AB’ye tam üye olabilmek için Türkiye’nin epey mesafe kat etmesi gerekiyor. Belki de, bu seneleri alacaktır. Türkiye’nin, AB tam üyesi olacağı gün; ne Merkel, ne de Sarkozy, şimdiki mevkilerinde olacaklardır. Tarihe karışıp gideceklerdir. Hadi onlara “güle güle” diyelim ve biz, Türkiye olarak uzun yolumuza devam edelim…