Ülkemizi haftalardır meşgul eden belge fotokopisi konusunda, medyamız hep senaryolarla düşünme yoluna gitti. Öncelikle, bu olayın ilk tarafı olan Taraf gazetesinin iki genel yayın yönetmeninden birisi, “dört senaryo olabileceği” üzerine, hatırlarsanız şöyle bir yazı yazdı:
“…Benim aklıma birbirinden vahim dört senaryo geliyor: Birincisi; söz konusu planın TSK emir-komuta zincirinde, Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi dâhilinde hazırlanmış olması senaryosudur… İkincisi; söz konusu belgenin TSK içinde ama emir-komuta zinciri ve Genelkurmay Başkanı bilgisi dışında hazırlanmış olmasıdır… Üçüncüsü; belgenin sahte olması ve altında imzası olan subay tarafından değil, Ergenekon’la bağlantılı asker veya sivil başka bir ekipçe hazırlanmış olmasıdır… Dördüncüsü; belgenin sahte, planın da tamamen düzmece olması ve altındaki imzanın düşündürdüğü gibi TSK veya bulunduğu yerin düşündürdüğü gibi Ergenekon değil, bir başka çevre tarafından hazırlanmış olmasıdır.”
Radikal Gazetesi de şu üç senaryodan söz ediyordu: “Belgeyi 1:Genelkurmay, 2:Gülen cemaati, 3:Ergenekon kaleme aldı, çünkü... 1)Belgenin Genelkurmay’da hazırlanmadığı açıklamaları tatmin edici değil. Birinci nedeni, TSK’nın ‘darbe ve darbe girişimi’ geçmişi… Belgede imzası olan albayın çalıştığı bölümün görev alanında ‘sahte belge üretmek’ de var… 2)‘Vahim senaryo’ belge sahte: Gülen cemaati kendine yönelik operasyona karşı hazırladı… 3) Ordunun hükümet ile yakınlaşmasından rahatsız olan ulusalcılar yaptı…”
Sabah Gazetesinde yayınlanan söyleşisinde, eski ve ünlü MİT yöneticisi şunları söylüyordu: “Türkiye hayli kritik günlerden geçiyor. Ben -özellikle böyle kritik dönemlerde- Türkiye’yi bizlerin değil, görünmeyen bazı yabancı güçlerin idare ettiğini düşünüyorum. Genelkurmay’a ait olduğu öne sürülen belgede yabancı güçlerin parmağı olabilir. Biz bazı olayları tam olarak anlamayıp değerlendiremiyor, bu yüzden de birbirimize düşüyoruz. Zaten yabancı güçlerin istediği de o. Amaçları bir taraftan orduyu yıpratmak, diğer taraftan AKP ve Gülen cemaatini TSK ile karşı karşıya getirmek. Bu sorunu yaratan güçler, sonradan da problemi çözen hakem rolünü üstlenirlerse hiç şaşırmamak gerekir…”
Hürriyet Gazetesinde değerli bir köşe yazarı da şöyle söylüyordu: “Ben, ‘böyle bir belge vardır ve genelkurmay karargâhında hazırlanmıştır faraziyesinden hareket ederek Durum Muhakemesi yapacağım… Bu belgeyi üç değişik ekip hazırlamış olabilir: Birincisi: Olay aynen anlatıldığı gibi cereyan etmiştir. ‘Suç teşkil eden’ bir projeyi resmi yazıya dökecek kadar fütursuz işgüzar subaylar halen görevdedir… İkincisi: Belge görünüşte ‘Ergenekoncu’ ama aslında ‘Fettullahçı’ ajan provokatörler tarafından, gerçek Ergenekoncular dolduruşa getirilerek hazırlattırılmıştır… Üçüncüsü: Bu belge gerçekte ‘Ergenekoncu’ ancak sureta ‘Fettullahçı’ askeri şahıslarca hazırlanmıştır…”
Evet, işte görüşler böyleydi… Genelkurmay Başkanımızın da, gergin ama bir o kadar da üzgün bir tonla, belgeyle TSK’nin ilgisi olmadığını açıkladıktan sonra…
Bir senaryo da benden: Düşünen herkes, olayın kaynağını çok büyük boyutlarda arıyor. Daha küçük bir merkezin işi olamaz mı acaba bu olay? Dünya Kupası değil de, mahalle maçı yani! Hani çocukken yaptığımız futbol maçları “5 golde haftaym, 10 golde biter” derdik ya, maç 10’a 9 biterdi ya, onun gibi aynı… Mesela Fenerciler: “Siz bizim başkan arkadaşımızın belgeleriyle uğraşırsınız ha… Alın bizden de size bir belge!” demiş olamazlar mı? “Bir deli kuyuya taş atar, kırk akıllı çıkaramaz” deyimindeki gibi, belki de Türkiye’nin haline kıs kıs gülüyorlardır şimdi…