Köşe Yazısı Arşivi

Turgut Denizer 05.07.2009
Bizim Sanat Çok Yaşa!

Her şey, nasıl, çok hızlı değişiyorsa; tüm dünyada futbol anlayışı da değişiyor. Gol atmak, yenmek ve şampiyon olmak amacı doğrultusunda varolan futbol; artık gösteri niteliği taşıyan etkin karşılaşma ve mücadele performansı hedefine ulaşmaya çalışıyor. Yani, skor amaçlı futbol yerine, kalite amaçlı futbol geçerlilik kazanıyor ve bu başarıldığı takdirde gol zaten kendiliğinden geliyor, istenilen skor kendiliğinden gerçekleşiyor.

Futbol gibi, dünyanın her yerinde çok büyük kitleleri peşinden koşturan bu popüler spordaki anlayış değişikliğine; yaşamın dinamikleri doğrultusunda insanların ihtiyaç ve beklentilerinin de değişmesi ve iletişim araçlarının gelişip yaygınlaşmasıyla hızlanan bilgi akışı neden oldu.

Yaşam pahalı; insanlar artık, cep telefonlarından çok hızlı ve kolayca öğrenebilecekleri skor için; dünyanın parasını vererek statlara gidip zaman harcayarak istemiyorlar. Yani, fanatizm bile, çoğu zaman binlerce kişilik statları doldurmaya yetmiyor. Taraftarlar, takımları çok gollü bir galibiyet alsalar da; kendilerinin bile oynayabilecekleri basit ve sıradan bir karşılaşmayı artık seyretmek istemiyorlar.

Futbol takımları, işte bu yüzden, yaratıcılık gerektiren büyük çabalar harcıyorlar. Çok yüksek paralar ödeyerek yıldız futbolcuları renklerine kazandırıyorlar… Teknik direktörlerin, hiç kimsenin aklına gelmeyecek strateji ve taktiklerle; karşılaşmalarda sürpriz anlar yaratılmasına da olanak tanıyarak, futbolun heyecanla izlenmesine yönelik etkisini artırıyorlar. Renkli giysi ve aksesuarlarla, havai fişek ve konfetilerle, gürültülü tezahürat aletleriyle; statları, gösteri alanlarına dönüştürüyorlar. Bununla da kalmıyorlar ve her zaman canlı, her zaman dinamik bir iletişim faaliyetine giriyorlar; karşılaşmadan önce ve karşılaşmadan sonra, suni gündem maddeleri oluşturarak etkin halkla ilişkiler projeleri gerçekleştiriyorlar.

Taraftarları statlara çekmek için, futbola heyecanlı bir gösteri kimliği kazandırmaya çalışan bu sporun çabaları sürerken; asal işleri gösteri olan sanat kurumlarımız ne yapıyorlar peki? Etkilemeyi değil, sadece anlatmayı hedefledikleri sıradan öykülerinin; ana haber bültenleri ve gazetelerde yer alan gerçek öykülere göre biraz daha kibar, biraz daha zarif ve biraz daha sanatlı olmasıyla yetiniyorlar, o kadar.

Seyirci hesaba katılmadan hazırlanan gösteriler, seyircisiz kalınca ya da beğenilmeyince; suç, televizyona ve hayat pahalılığına atılıyor. “Her şeyin en iyisini ben bilirim” veya “her şeyin en iyisini ben yaparım” ya da “seyirci anlamıyorsa, onun sorunu” gibi tek taraflı bir özgüven duygusuyla sanatın kökünü kurutuyorlar. Sonra da yaptıkları işin karşısına geçip sanatı kullanarak kendilerini onurlandırıyorlar: “Ya ya ya, şa şa şa… Bizim sanat çok yaşa!”



Turgut Denizer
Turgut Denizer
1951 yılında Ankara’da doğdu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde 3 yıl Mimarlık eğitimi gördükten sonra; “Sinema / Televizyon Enstitüsü”ne geçti ve ilk mezunu oldu. Reji asistanı ve yapımcı olarak dört yıl reklâm sinemasında çalıştı. Altın Reklâm, Merkez Ajans, Ajans Ada, Lowe-Adam gibi ülkemizin seçkin reklâm ajanslarında, metin yazarlığı yaptı. Geçtiğimiz yıllarda yayınlanan üç çocuk öyküsü kitabına, tiyatro yönetmenliğini irdelediği “Yönetmen” ve reklâm yazarlığını irdelediği “Yazar Olsa Ne Yazar” adlı kitaplarını ekledi. TRT için çekilen “Üç İstanbul” ve “Preveze’den Önce” adlı TV dizilerinde çalıştı. Birçok okul, sanat topluluğu ve Halkevlerinde oyunlar sahneledi. Ayla Algan ile Beklan Algan’ın tiyatro çalışmalarına katıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen çeşitli oyunlarda rol aldı. Ayrıca, oyuncu olarak da çalıştığı “Ayak Bacak Fabrikası” ve “Dünyayı Tanıyorum” adlı oyunların müziklerini de yaptı. Kardeşiyle kurucusu olduğu, Türkiye’nin ilk özel çocuk tiyatrosu “AÇOK”ta yönetmenlik, oyun yazarlığı ve bestecilik yaptı. “Mutluluklar Ülkesi”, “Keloğlan”, “Ferhat ile Şirin”, “Aksak Timur ile Hoca Nasrettin”, “Avrupa’ya Avrupa’ya” ve “Barbiana’da Bir Okul” adlı oyunlarda yönetmen ve müzik yazarı olarak görev aldı. “Leke, Çizgi, Benek, Renk” ile “Mor Gezegen” adlı oyunların müziklerini yazdı. Yurtiçindeki ve yurtdışındaki çeşitli turne ile festivale katılan oyunlarından ödüller kazandı. Yazıp müziklediği “Benim Arkadaşım Yok” ve “Beni Anlayan Yok” adlı oyunları, İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda sahneledi. Kardeşi Ümit Denizer ile birlikte yazıp yönettikleri “Perdeci”; Muhsin Ertuğrul Hocanın yaşamını, modern Türk tiyatrosunun kuruluş öyküsü içinde bir Şehir Hatları vapuru ile İstanbul Boğazı’nın on iskelesinde sergilendi. Yazıp, yönetip, müziklediği “Büyüyünce Ne Olacaksın” adlı oyunu; Konya ve Diyarbakır Devlet Tiyatrosu ile Eskişehir Tiyatro Anadolu tarafından sahnelendi. Ve geçtiğimiz tiyatro sezonunda; İstanbul Şehir Tiyatrosu için, Franz Kafka’nın ünlü öyküsü “Dönüşüm”ün rejisörlüğünü üstlendi.
Tamamı