Söyleşi Arşivi

Oktay Ekşi 16.09.2008
Gazeteci-yazar Oktay Ekşi'ye göre Türkiye'de 'rüşvet' kurumsallaştırıldı...


Nilgün Güresin'in bu haftaki TEKSATIR konuğu Basın Konseyi Başkanı ve duayen Gazeteci-yazar Sayın Oktay Ekşi.


Yılların tecrübeli gazetecisi Oktay Ekşi, sosyal demokrasiyi iliklerine kadar özümsemiş, onun ilkelerini yıllardır savunan, gazetecilikten başka hiçbir mesleği seçmeyi düşünmemiş bir kişi. Ülkede, rüşvetin, yolsuzluğun, adam kayırmanın kurumsallaştırıldığını düşünüyor.
Son günlerde ise, bir taraftan 'Türkiye bir hukuk devletidir' söylemleri, diğer taraftan da iktidarca susturulmaya çalışılan bir kesim basın... 'Türkiye'de basın özgür mü?' diye sorduğumuzda, Sayın Ekşi'nin cevabı ise net, 'Hayır' oluyor.       

Nilgün Güresin sordu; Sayın Oktay Ekşi yanıtladı.

Oktay Ekşi:
Sohbetimize başlamadan önce bantların 1-2-3 /1-2-3 ses kontrolünü yapmış olman bana meslek yaşamımın Osman Bölükbaşı ile ilgili unutamadığım bir anısını hatırlama fırsatı verdi. Dolayısıyla, önce ben bir anektodla başlayayım...

1957 yılında, Adnan Menderes'in o pek şiddet dolu günlerinden bir gün idi. O sırada ben Ankara'da, Dünya gazetesinin büro şefiyim. Meslek dünyasında, başka arkadaşlarıma biraz fiyaka yapabilme ve biraz da yeni teknolojiyi kullanma hevesiyle, bana bu olanağı veren bir aletim vardı; bir diktafon. O günün Diktafonu, şimdikiler gibi ne dijital ve ne de bant üzerine kayıt yapardı; orta boy bir kitap büyüklüğünde, tel üzerine kayıt yapan bir cihazdı.
Ülkede hiçbir şey yok; diktafonu el altından getirmiş birinden aldım ve fiyakam da çok yüksek. Zaten, başka hiç bir gazetecide de yok.

Politika yine hareketli... Osman Bölükbaşı, Meclis'e hakaret etti iddiasıyla, hakkında Menderes'in zoruyla takibat açılmıştı. Olay yürüdü; Bölükbaşı'nın dokunulmazlığı kaldırıldı. Bizlerde, gazeteciler, o akşam Osman beyin tutuklanacağını düşünerek Maltepe civarındaki evine gittik. Hep birlikte evde bekliyoruz...

Osman Bölükbaşı içeri girdi, aramıza oturdu. Emekli büyükelçi ve şimdi MHP Milletvekili olan Deniz Bölükbaşı o zamanlar 8-9 yaşlarında; babasının kucağında. Osman Bey oğluyla konuşuyor: 'Oğlum Deniz, bu memleketin kiri, pisliği o kadar büyüktür ki, senin gibi Denizler değil, okyanuslar bile temizleyemez, falan gibi tiradlar çekiyor...'
Derken, polislerle birlikte 1. Şube Müdürü Niyazi Bicioğlu kapıda belirdi ve 'Beyefendi bağışlayın ama verilmiş bir emir var; sizi götürmeye mecburuz' dedi.
Osman Bölükbaşı bir kez daha coşarak, uzun süren, o meşhur nutuklarından birini çekmeye başladı.
Biz oradaki gazeteciler hepimiz pür dikkat, not almaya çalışıyoruz ama imkansız; yetişemiyoruz.  Karşımızda akıcı konuşabilen, müthiş bir hatip var.

Ama ben rahatım; benim nasıl olsa diktafonum var...

Bu gayet dramatik sahne tamamlandı. Bicioğlu, Osman beyi aldı, götürdü. Bizler de evden çıkarken arkadaşlar dediler ki: 'Aman Oktay, biz çok zorlandık; hiçbir şey yazamadık. Senin diktafonun var, bizde seninle beraber gelelim'. Hiç bir sakıncası yok dedim ve hep birlikte gittik Dünya'nın bürosuna. Hepsi benim tepemde... Diktafonu açtık; 'tıııss' diye bir ses. Nasıl olur? Makara dönüyor! Tekrar başlattık ama yine aynı ses, tıııss... Sonra yakaladık hatayı; diktafonun 2 ayrı pili olurmuş meğerse biri ses, diğeri de makara için. Biz sadece birini sağlam tutup, ötekini hiç dikkate almamışız. O gün, arkadaşlarımın hakkımda hiç iyi şeyler düşünmediklerini biliyorum. Sonra oturduk,  hep birlikte, işte bir cümle senden, bir tanede benden diye diye Osman Bölükbaşı'nın o tiradının aklımızda kalanlarından bir versiyon çıkartıp, gazetelere verebildik.

Dolayısıyla test etmekte haklısın...

Oktay Ekşi kimdir?
Oktay Ekşi, Basın Konseyi başkanı ve Hürriyet gazetesi başyazarıdır. 8 Ocak 1952 tarihinde, 19 yaşında özel bir haber ajansında gazeteciliğe başlayan Oktay Ekşi daha sonra Dünya (gazete)sinde muhabir olarak göreve başladı ve 22 yaşından sonra da bu gazetenin 1960 yılına kadar Ankara Temsilcisi olarak görevini sürdürdü. 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra Dünya Gazetesi’nden ayrılarak Öncü Gazetesi’nde İstihbarat Şefi olarak görev yapmaya başlayan Ekşi, İhtilalden sonra ‘1961 Anayasası’nı hazırlamak için kurulmuş olan Kurucu Meclis'te Basın Temsilcisi olarak görev aldı. Kurucu Meclis üyeliğinden sonra CHP'nin yarı resmi organı olan Ulus Gazetesi'nde bir yıl kadar istihbarat şefi olarak çalışıp daha sonra da lisan öğrenmek için Londra’ya gitti ve buradaki Türkiye Başkonsolosluğu'nda üç yıldan fazla süreyle yerel kâtiplik yaptı. 1966 yılında Londra'dan yurda dönüşünde bir taraftan Yeni Gazete’nin Ankara Temsilciliğini yürütürken diğer taraftan da mesleği dolayısı ile geciktirmiş olduğu üniversite öğrenimini tamamlayıp, 1967 tarihinde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezuniyet diplomasını aldı.
Tamamı