Söyleşi Arşivi

Aysel Ekşi 24.06.2008
Örtünmeyen Ölür : Prof. Dr. Aysel Ekşi


Prof. Dr. Ekşi'ye göre 'Türkiye, irtica tehlikesinin farkında değil. Mısır'lı, Fas'lı, Cezayir'li kadınlar 'bizden ders alın, gafleti bırakın' uyarılarında bulunurken Türk kadınları hâlâ 'gaflet' içinde...'

Tesettürün uygulandığı bazı İslam ülkelerinde; buna uymayan, başlarından ayak bileklerine kadar örtünmeyen kadınların şeriat hükümleri gereğince öldürülmeleri caiz sayılıyor. Şer'i kıyafet yasalarını ihlal etmekten, İran İslam devriminden bu yana, binlerce kadın hapis ve para cezasına çarptırıldı. Bazı ülkelerde kadın olmak zordur. İşte o ülkelerdeki bazı gazete manşetlerinden seçmeler: 'İran'da kızlar otobüse arka kapıdan biner...' / 'İslam'da eğlence yoktur...' / 'Kötü örtünme fahişeliktir...' / 'Cezayir'de İslami kıyafet giymeyen 15 yaşındaki kızı öldürdüler...' / 'Bangladeş'te bir kadını mirasta eşitlik istediği için asmaya kalktılar...' / 'Suudi Arabistan'da erkekten yol izni almayan kadın yolculuk yapamaz...' / 'Batılıların çoğu Suudi gözüyle fahişedir...'

Prof. Dr. Ekşi, bir hekim olarak psikiyatri alanındaki bilimsel çalışmalarının yanısıra, 'İslami yaşam biçiminde kadınının statüsü ve kadın-erkek ilişkileri' üzerine de çeşitli araştırmalar yapıp kitaplar yazmıştır. Prof. Dr. Ekşi, kadın hakları ve kadının güçlenmesi konularına eğilen sivil toplum kuruluşlarının aktif isimlerinden biridir. 1970'lerden beri bu konulara eğilmekte olan Prof. Dr. Ekşi, özgürlük ve insan hakları adına yıllarca Avrupa'nın himayesinde yaşayıp yeşermiş ve güçlenmiş bir Ayetullah Humeyni'nin; İran'a şeriatı getirdikten sonra, özgürlük ve insan haklarını nasıl yorumladığını, somut örneklerle gözler önüne seriyor. Prof. Dr. Ekşi: 'Türkiye'de, gelmiş geçmiş bütün politikacılar 'oy' uğruna ülkedeki genç demokrasiyi kullanmışlar; sinsice topluma nüfuz etmeye başlayan İslami yaşam biçimini görmezden gelmişlerdir. Bugün, tehlike ne yazık ki çok yakınımızda, irtica kapımızın önündedir.' diyor.

Çeşitli kamuoyu araştırmaları ve medya haberleri de yukarıdaki savı destekler niteliktedir. Nitekim bugün aşırı dinci gruplar, hükümetler desteklememiş ve devletten büyük baskılar gelmemiş bile olsa; belli bir güce ulaşırlarsa, o ülkede Müslüman insanların doğumdan, ölüme kadar tüm yaşamlarına karışma hakkını kendilerinde görüyorlar. İnsanların yaşamını din adına istedikleri gibi saptırmakta ve baskı yapmakta engel tanımıyorlar. Bu baskıyı en çok hissedenler de, kuşkusuz şeriat rejimini istemeyen, çağdaş Müslüman kadınlardır.

'Ben dine ve dinsel inançlara saygılıyım. Ama 'dindar'la 'dinciyi' kesinlikle birbirinden ayrı görüyor ve son yıllarda dincilerin elinde dinin çarpıtılmasına kayıtsız kalamıyorum. Bugün ülkemizde öyle bir noktaya gelindi ki; İran'daki, Cezayir'deki, Mısır'daki kadınlar 'bizden ders alın' diye feryat ediyorlar. Yüzyıllar boyunca İslamiyet, dünyanın en yardımsever, ılımlı ve başka dinlere göre daha hoşgörülü olmasıyla anılırken; son yıllarda 'İslami uyanış' veya 'İslami diriliş' gibi adlarla ortaya çıkan siyasi akımlar bu özelliklerini gölgelemeye başladı. Bu siyasal akımlarda özellikle kadınların yaşam biçimini tümden değiştirme çabası dikkati çekiyor. İslamiyet'in erkek egemenliğine dayalı yönü vurgulanıyor; kadına eşitlik, adalet ve bağımsızlık verilmesini isteyen yönü dikkate bile alınmıyor. Katı ve sofu kurallar 'İslamiyet' adına yaşama geçirilmeye çalışılıyor...'

Prof. Dr. Ekşi'nin bu saptamaları ister istemez aklıma şu soruyu getiriyor: Türkiye, İran'da yaşanan gerçeklere rağmen, Humeyni'nin izini mi sürüyor? Bu merakla biz de kendisiyle 'Türkiye'de türban, laiklik ve din' konularını konuşuyoruz...

Psikiyatrist Prof. Dr. Aysel Ekşi, Türkiye'deki irtica tehlikesini ve bu tehlikenin kadınlar üzerindeki etkilerini Nilgün Güresin'le paylaştı.

Aysel Ekşi kimdir?
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 1960 yılında mezun olmuştur. 1966 yılında anı fakültede Psikiyatri dalında uzman olmuştur. 1966–1967 yılları arasında Ankara Ruh Sağlığı Dispanseri'nde, 1967–1982 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Mediko Sosyal Merkezinde, 1983–2001 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü'nde görev yapmıştır. Nöropsikiyatri, Çocuk Psikiyatri, Adolesan ve Pediatri Dernekleri ile Çocuk Böbrek Vakfı üyesidir.
Tamamı