Söyleşi Arşivi

Kasım Zoto 19.05.2009
“Sultanahmet bir markadır. Buranın yalnız bir “müzeler yeri ” değil, yaşam bölgesi olabileceğini Paris-Le Marais’de yaşarken anladım...”

Kasım Zoto

TekSatır:
Kopyacılık ruhumuza mı işlemiş?
Kasım Zoto:
Bursa’daysanız yuvarlak “İnegöl Köftesi”; İstanbul’daysanız düz “İnegöl Köftesi”; Artvin’e giderseniz ince-uzun “İnegöl Köftesi”!!!

Ne bir yaratıcılık var ve ne de bir koruma...
TekSatır:
Buna “marka veya ürün koruması” diyebiliriz herhalde. Uzun süre yaşamış olduğunuz Fransa’dan bir örnek verebilir misiniz? Onlar bunu yıllar önce sistematize etmişlerdi...
Kasım Zoto:
Fransa’da marka olduğunu iddia eden ürünlerde “L'Appélation d’Origine Controlé - (AOC)” diye bir damga vardır. Bu damgayı alabilmek için bazı önemli kurallara ve standartlara uyulması gerekir.

“İnegöl Köftesi” yaptığı iddiasında olan bir restoranın etini İnegöl’den getirmesi gerekir; köftenin içindeki yağ miktarını, baharat miktarını belirtmesi gerekir. Ancak bunlar sağlandığı takdirde o özgün bir marka ve ürün tarzı olarak sunulabilir.  
Bugün demokratikleşme adına köfteye ister Artvin köftesi, ister İnegöl veya isterseniz Sultanahmet diyebilirsiniz.
“Hadi şu İnegöl köftesini bir tarif et bakalım” deseniz, hiçbiri beceremez.

TekSatır:
Aslında oteller bu konuda öncülük yapabilirler... Özgün yemek sunan butik restoranlar açabilirler; müşteriyi yönlendirebilirler ama onlar da işin kolayına kaçıp  “her şey dâhil sistemi”ni tercih eder gibi görünüyorlar.
Ne dersiniz?
Kasım Zoto:
Ben “her şey dâhil sistemi”nin yanlış olduğunu düşünmediğim gibi, Türkiye turizmini koruduğuna da inanıyorum.
TekSatır:
Sahi mi? Ama turistik yörelerde konuştuğumuz tüm esnaf şikâyetçi...
Kasım Zoto:
Problem “her şey dâhil sistemi”nin olması değil. Problem “herkesin, her şey dahil sistemi”ni uygulamaya kalkmasıdır.
Biraz önce değindiğim “taklitçilik” meselesi. Problem o yörede eczane olması değil; herkesin bütün dükkânları kapatıp, eczane açmasından kaynaklanıyor.

Otellerde de durum aynen böyle. Hemen hepsi hizmetin, servisin, yabancı dil konuşma mecburiyetinin olmadığı aynı tip büfeleri sunuyorlar; iş bitiyor. Bunun adı “Kolaycılık”dır...
Aksi takdirde garsonların dil bilmesi, müşterinin “Hangi yemeği tavsiye edersiniz; bu patlıcan yemeği nasıl hazırlanmış” gibi sorularına akıllı ve bilgili yanıtlar vermesi ve “Patlıcanlar önce közlenir; sonra içine kıyması, baharatı konur; adına da şu nedenle karnıyarık denir” demesi gerekecek.

Kasım Zoto kimdir?
Taksim İlkokulu ve Tarhan Kolejini bitirdi. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde eğitim gördü. 1966 - 1975 tarihlerinde Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı (T.M.G.T.) Turizm Bölümü’nde yöneticilik yaptı.1970 - 1974’de merkezi İsviçre’de bulunan “Federation Of International Youth Travel Organization” (FYTO) Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı.1975 yılında profesyonel turizmciliğe başladı. 1981 yılında Fransa’ya giderek, 1994 yılına kadar turizmcilik yaptı. Fransa’da bulunduğu 13 yıl süresince pek çok yabancı şirketin kongre, seminer ve etkinliklerinin Türkiye’de yapılması için çalıştı. Türkiye’de turizmin “incentive” biçimde olması için uğraş verdi. 1981’de bir grup arkadaşı ile birlikte Kalkan’da Kalkan Han Oteli’ni açarak otelciliğe ilk adımlarını attı. 1988 yılında, Sultanahmet’te bulunan ve geçmişi 16. yüzyıla kadar uzanan, Barbaros Hayrettin Paşa’nın leventleri için yaptırılan, büyük İstanbul yangını ve daha sonraki dönemlerde binaların yıkıntıya dönüşmesiyle 1981’e kadar otopark olarak kullanılan arsayı otele dönüştürme çabalarına girişti. Bu proje için 1988’de başlatılan girişimler, bürokratik engeller yüzünden 1993’e kadar sürdü. 5 yıl süren bürokrasi engelinden sonra Vakıflar’dan 49 yıllığına kiralanan Barbaros leventlerinin mekânı, 2,300 metrekarelik alanda 16 ayda tamamlanarak, İstanbul’u yaşatan Armada Otel’e dönüştü. Nisan 2001’de IH&RA (International Hotel&Restorant Association) Yönetim Kurulu üyeliğine seçilen Kasım ZOTO, Armada ekseninde İstanbul’un tarihi yarımadasının somut ve somut olmayan kültürel varlıklarının korunması için çabalarını sürdürüyor...
Tamamı