Nilgün Güresin’in TEKSATIR konuğu bu kez, bir koluna yaşamı, diğer koluna gazeteci eşi Barbro’yu takmış bir gezgin yazar, belgesel film yönetmeni, fotoğrafçı, gazeteci: Sayın Güneş Karabuda. O ülke senin, bu ülke benim 50 yıldır dolaşıyor...
“Güneşin Dünyası”nda insanlar, ülkeler ve olaylar daima var. O, bir “Göz Tanığı, Kulak Misafiri”. İnsanların nelere gülüp, nelere ağladığını bilmek ve yapıtlarında onu yansıtmak ister.
Örneğin Kuzey Kore’de düşünmek, konuşmak, yazmak, hatta dilencilik bile yasaktır!
Küba yoksuldur ama oradaki salsalı bir yoksulluktur; insanlar açlıktan ölmediği gibi ülkede müthiş bir sağlık sistemi kurulmuştur. Küba’da zengin insan bulamazsınız ama fakirlikte de eşitlik vardır. 50 yıldır dayanan, müzikleri kadar su katılmamış bir devrimin ve mutlu insanların ülkesidir Küba.
Buenos Aires’te, cunta dönemlerinin işkence merkezi olarak ünlenen askeri mekanik okulun önünden geçmeye kalkmaz Arjantinli. Karşı kaldırıma geçip, yürür. Arjantin’de tangolar hiç mi hiç susmaz; halkın yaralarına merhemdir tangolar. Bazen bizim tangolarımızı bile çağırtır; hatırlayın Şecaattin Tanyerli’nin sesinden o dokunaklı “Mazi Kalbimde Bir Yaradır”ı... Tercümesine buyurun: El passada es un heridan en mi corazon!
Efkârın dansa vurmuş şeklidir tango; dili olamaz…
İzmirli bir ailenin oğlu olan Güneş Karabuda’ya Türkiye dar gelince, kendini uzaklara atar. Paris O’nu sarhoş etse de, O İstanbul’dan her ayrılışında hüzünlüdür. Gördüğü her manzara O’na sevgili ülkesini hatırlatır ve manzaraya karşı bir rakı sofrası kurup, iki tek atmak ister Güneş Karabuda...
Her milletten insan dünyayı başka görür, başka yorumlar ya...
Nilgün Güresin sordu; Sayın Güneş Karabuda yanıtladı.
TekSatır:
Siz belgesel film yönetmeni, foto muhabiri ve gazeteci kimliğinizle dünyayı keşfe çıktınız. 50 yıldır, çoğumuzdan farklı gözlerle insanları, ülkeleri inceliyorsunuz. Uzun bir süredir 2. vatanınız İsveç’te yaşıyorsunuz. “İsveç’te hakkınızı verirler” diye yazmışsınız…
Şayet bir Kuzey Avrupa ülkesinde değil de, Türkiye’de yaşamış olsaydınız hayatınızın, kariyerinizin yönü nasıl olurdu?
Güneş Karabuda:
Bu kadar rahat olmazdı. İsveç’te yaşamış olmanın büyük avantajlarını gördüm.
O yıllarda gazeteciler bile çok seyahat etmezlerdi; televizyon da yoktu. Bizim çook uzaklara gidip, getirdiğimiz röportajlara yüksek talep vardı ve hemen yayınlanırdı. Ama her yolculuk ciddi bir hazırlık isterdi; ilişki isterdi; gidilen yerlerde yardım gerektirirdi... Bunlar, Türkiye’de olsaydım sağlanamayabilirdi.