Bugünkü TEKSATIR konuğum Sayın Musa Alioğlu’nu Trabzon’daki “Karadeniz Gazetesi”nin Yazı İşleri Müdürü olduğu 80’li yıllardan tanırım. İkimizde iş hayatına yeni atılmış, çiçeği burnunda, idealist, gezginler iken...
Ben çalıştığım şirketi tanıtmak ve lastik satmak için deliler gibi Anadolu’yu dolaşıyorum; bugün Mardin’de, ertesi gün Gaziantep’teyim. Kâhta’ya gidip, Nemrut’a çıkmayı bir defa kafaya koymuşum; o zamanlar pantolon da giyemiyoruz, ziyanı yok, üstümde etek, yürüyerek çıkıyorum.
Özel izinle yapılmakta olan GAP tüneline, kafamızda kasklar, bir ciple dalıyoruz... Harran’da mağarada yaşayan fakir ama gönlü zengin Kürt evlerine konuk oluyorum. Bir taraftan dergi yapıyor, fotoğraflar çekiyor; diğer taraftan da yurdumun dört bir yanında kamyon şoförlerine yönelik halka ilişkiler kampanyaları yürütüyorum ve ülkemin insanlarını tanıyorum. Henüz kimseler doğuya ve güneydoğuya bırakın ayak basmayı, oraların varlığını aklına bile getirmez, hatta bilmezken…
Sonra ben yurtdışına gittim; Musa ise İstanbul’a, Hürriyet’e. Yıllar sonra bir gün yollarımız yine kesişti. Musa’yı “Havacılık Sektöründe” buluverdim... Nereden, nereye...
Şu Büyük Buhranı bile silip, süpürdüğü söylenen kriz yılında, turizm mevsimi öncesinde, uçak yolculuğu yapacaklara ışık tutabilir diyerek eski gazeteci dostum, bugün TÖSHİD Genel Sekreteri olan (Türkiye Özel Sektör Havacılık İşletmeleri Derneği) Sayın Musa Alioğlu’nu yakaladım ve sizlerin namına “uçalım mı; uçaklar güvenli mi?” diye sorayım dedim... İşte sohbetimiz…
Nilgün Güresin sordu; Sayın Musa Alioğlu yanıtladı.
TekSatır:
Sevgili Oktay Ekşi’nin selamı üzerimde kalmasın… Sizinle konuşacağımı söyleyince “sevgilerimi ilet” dedi...
Musa Alioğlu:
Yaa, beni görünce şakayla karışık “Yahu havacı, uçakçı olmuşsun, uçakların varmış” demişti bir gün…
TekSatır:
Ben de sizi gazeteci bırakmıştım; havacı buldum... Nasıl oldu bu geçiş; herhalde “teğet” değil?
Musa Alioğlu:
İnsanın ne zaman, nereye gideceği hiç belli olmuyor ki... Bir gün kendini farklı bir yerde bulabiliyorsun.
Ben Trabzon’da doğdum; babam ticaretle uğraşmak için önce Ağrı’ya, sonra da Erzurum’a gidince ben de, gurbete giden tüm Karadeniz’li aileler gibi ilkokulu, ortaokulu ve liseyi oralarda okudum.
1960’lı yıllar... Türkçe bilenler sınıfta bir yanda oturur; bilmeyenler de diğer yanda...