Nilgün Güresin’in bugünkü konuğu İstanbul Bilgi Üniversitesi kurucusu ve Onursal Başkanı Sayın Latif Mutlu.
Türkiye’nin eğitim çilesini konuşacağız.
Stefan Zweig, “Yıldızın Parladığı Anlar” adlı kitabının “Bizans’ın Fethi” bölümünde İstanbul’un fethini en ince noktalarına kadar, an be an anlatır. Sanki Fatih Sultan Mehmet ve askerlerinin Doğu Roma İmparatorluğu’na kesin bir çizgi çektiği 1453’ün Mayıs ayında, O da oturmuş, olanı biteni Altın Boynuz’dan seyrediyormuş sanırsınız. Zweig, insanın düşüncesini hareket ettiren, insanın hayatını değiştiren, hayal gücü kuvvetli düşünürlerden, yazarlardandır. Bir Stefan Zweig hayranı olan Latif Mutlu’ya göre bize de böyle eğitim vizyonerleri lazımdır. “Bir şeyi tarif etmek yeterli değil; onu nasıl uygulayabileceğinizi de söylemeniz gerek. Ben kendi yazılarıma bakıyorum da, bir sürü yazı yazıp, “Eğitim şudur, budur” demişim. “Ama iyi de peki, ne? Nasıl düzelir?”
Bilinen hikâyedir: Padişah Abdülhamit, Marko Paşa adlı ünlü doktorunu “Gelenlerin derdini dinle, onları cevapla, tatmin et” diye görevlendirmiş. Marko Paşa bu görevi yerine getirirmiş, iyi de, her konuşmadan sonra “Eee, peki ama ne, nasıl yani?” diye sorarmış... Adam ne de olsa batılı mürekkebi yalamış, sorguluyormuş herhalde! İşte Sayın Mutlu da artık “Sadece yazı yazmakla kalmayıp, önerdiğim fikrin nasıl oluşacağını ve sonucunu da sunuyorum” diye ilave ediyor.
İstanbul Bilgi Üniversite’sinin kurucusu olan Sayın Latif Mutlu bir eğitim gönüllüsü. Türkiye’nin geri kalmışlığını da eğitimsizliğimize bağlıyor. Milli Eğitim Bakanlarından ricası ise siyaseti eğitime alet etmemeleri.
Nilgün Güresin sordu; Sayın Latif Mutlu yanıtladı.
TekSatır:
Siz 1990’larda bütün dirençlere karşıt bir vakıf üniversitesi kurdunuz: İstanbul Bilgi Üniversitesi araştırmacı ve özgür düşünen kafalar yetiştirmekle ünlendi.
Girişimci kimliğinizin yanı sıra, eğitimde kaynak sorununu irdeleyen “eğitim ekonomisi” konusunda da çeşitli yayınlarınız var. Eğitim ekonomisinden ne anlıyoruz?
Latif Mutlu:
Her zaman esas amaç ülkemizin ve halkımızın kalkınmış olmasıdır. Birleşmiş Milletler her yıl ülkelerin kalkınmışlık ve gelişmişlik derecelerini yayınlar ve maalesef Türkiye’nin gittikçe gerilediğini görüyoruz.